Öne çıkarılan yazı

Travesti siteleri

Türkiye travestileri nerede Hangi şehirde yaşıyor? Antalya izmir, istabul ve Ankara travestileri hakkında çarpıcı hayat hikayelerini ve resimlerini merak ediyorsanız tıklayınız.

 GİRİŞ İÇİN TIKLAYINIZ TRAVESTİ

Travesti , param polisin yanı başında gasp edildi !

Ankara’nın gözlerden uzak bölgelerinde, her gün insanı hayretlere düşürecek bir olay meydana geliyor. Bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde travesti Sedef’in başına geldi. Sedef’in cüzdanının içindeki para, polisin gözü önünde el değiştirdi. Polis, gaspçının olay yerinden uzaklaşmasına seyirci kaldı.
Pembe Hayat’tan Yusuf Al ve Geni Met seks işçisi trans kadın Sedef ile gasp edilmesi ve polisin seyirci kalmasını konuştu.

Olay, seks işçiliği yapan trans kadınların Etlik’teki çark alanında geçtiğimiz hafta Çarşamba akşamı (13 Ağustos), geç saatlerde meydana geldi. Çark alanında beklemekte olan Sedef, müşteri gibi yaklaşan bir gaspçının saldırısına uğradı. Sedef’in başına sert bir cisimle vurduktan sonra çantayı kaparak uzaklaşan gaspçı, içindeki cüzdanda bulunan yaklaşık 700 lira tutarındaki parayı aldıktan sonra geri geldi ve çantayla birlikte cüzdanı fırlatarak kaçmaya çalıştı.

Sedef, uğradığı saldırının şokunu atlattıktan sonra bağırarak devriye görevinde bulunan polislerden yardım istedi. Bağırışlar üzerine olay yerine gelen polis, o sırada arabasıyla kaçmaya çalışan gaspçıyı yakalamak yerine, prosedürü hatırlatarak Sedef’ten dilekçeyle karakola başvurmasını istedi. Polis, ayrıntılı bir eşkal tarifi olmadan harekete geçemeyeceğini söyleyerek yardım talebini reddetti ve gaspçının kaçmasına göz yumdu.

Sedef, başından geçenleri Pembe Hayat muhabirlerine şöyle anlattı:

“Param, polisin yanı başında gasp edildi. Çantam çalındıktan sonra çığlık çığlığa polisten yardım istedim. Adam o sırada henüz uzaklaşmamıştı. Arabasını çalıştırmakla uğraşıyordu. Polise, paramı çalanları gösterdim ve yakalamalarını istedim. Polis benim yardım talebime karşılık, bir dilekçeyle karakola başvurmam gerektiğini, detaylı bir eşkal tarifi olmaksızın harekete geçemeyeceğini söyledi. Usül böyleymiş. Kendisini uyardım: ‘İşte arabası. Kaçmaya çalışıyor. Eşkal tarif etmek yerine kendisini gösteriyorum’ dedim. O, bana arabanın markasını, rengini, modelini ve plakasını sorarak karşılık travesti veriyor. Biz bunları konuşurken, gaspçı da önümüzden geçip gitti ve kayıplara karıştı.”

Peki,travesti Sedef, polisin tavsiyesine uyup, prosedür ayrıntılarını yerine getirerek şikayetçi olmayı düşünmüş mü? Hayır düşünmemiş. Kolundaki, başındaki ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş darp izlerini gösteren Sedef soruya, bir başka soruyla karşılık veriyor: “Kime, kiminle, nereye, ne olarak şikayet edeceğim?” ALINTIDIR …

Diyarbakır’da evlerinde pompalı silahla saldırıya uğrayan 2 travestiden biri yaralandı.

Edinilen bilgilere göre, olay saat 22.30 sularında Yenişehir ilçesi İstasyon Caddesi Akkoyunlu 4. Sokak’ta bulunan bir binanın 4. katında meydana geldi. 2 travesti, evlerinde televizyon seyrederken yüzlerinde kar maskesi bulunan kişiler kapıyı çaldı. Kapıyı açan travestiler, maskeli şahısların pompalı silahlı saldırısına uğradı. Olayda bir travesti pompalı tüfekten çıkan saçmaların yüzüne isabet etmesi sonucu yaralandı. Yaralı travesti olay yerine gelen ambulansla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alınırken, polis ekipleri bölgedeki güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye aldı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Travesti , ibne kelimesine 50 bin TL ‘lik tazminat !

LGB travesti İ aktivisti Levent Pişkin hakkında 50bin TL’lik yeni bir tazminat davası açtı. Başbakan olduğu dönemde Pişkin’in attığı bir tweeti gerekçe göstererek dava açan ve davayı kazanan Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı olur olmaz yaptığı ilk iş bir LGBTİ aktivistine dava açmak oldu.

Yeni açılan davada, Pişkin’in “hakaret” suçundan 1500 TL cezaya çarptırılması delil olarak gösterildi.

Basın açıklamaları hedef gösterildi
Yeni açılan davada Erdoğan, Pişkin’e destek amacıyla yapılan basın açıklamalarını da hedef gösterdi. Pişkin’in hakaret etmediğini belirten açıklamalar hakkında, “Olay farklı yönlere çekilmeye çalışıldı. Davalı sınırı aşarak ağır hakaret ederek Mütevekkil Başbakana karşı kara propagandalarına devam etmektedir” denildi.

Pişkin’e iletilen bilgilendirme tutanağında, Erdoğan’ın “onur, şeref ve saygınlığının rencide edildiği; kişilik haklarına saldırıldığı” iddia edilerek 50bin TL manevi tazminat travesti istendi.

“İbne olarak ibne kelimesini hakaret biçiminde kullanamam”
Pişkin ise daha önceki davada duruşmalar boyunca, “bir ibne olarak ibne kelimesini hakaret olarak kullanmasının mümkün olmadığını, dahası Erdoğan’a ibne demediğini” belirtmişti.

Pişkin, KaosGL.org’a yaptığı açıklamalarda ve savunmasında, “İbne” kelimesinin LGB travesti İ’lerce sahiplenilmiş bir ifade olduğunun altını çizmişti. LGBTİ örgütleri de, “İbnelik davası hepimize açıldı. Eşcinsellik/ibnelik bir hakaret değil, cinsel yönelimdir” diyerek davaya sahip çıkmıştı.

Dava nasıl başlamıştı?
Levent Pişkin, Başbakan Erdoğan’ın “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Alevi’yim” açıklaması üzerine twitter’dan “Erdoğan’dan ‘dört dörtlük ibneyim, ibneliği sizden öğrenecek değiliz’ açıklaması bekliyorum. Öptüm. #AnayasadaLGBT” yazmış, Başbakan Erdoğan da Pişkin hakkında basın yoluyla hakaret suçundan şikâyetçi olmuştu. Savunmasında “ibne”nin hakaret değil cinsel yönelim ifadesi olduğunu söyleyen Levent Pişkin ise cinsel yönelimini hakaret addettiği için Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Travesti Figen intihar ettiği yerde anıldı !

Figen, Ankara’daki zorlu travesti geçiş süreci sırasında kişisel olduğu kadar toplumsal birçok baskı ve şiddet altında kaldı. Barınma, iş ve sağlık hakları ihlal edildi ve yakın dönemde Mersin’e yerleşti. Fakat Mersin’de trans bireylere karşı –tüm Türkiye’de de yaşandığı gibi- artan şiddet, ona da darbesini vurdu. Çetelerin silahla yaralamasından sonra bir de polisten biber gazı ve coplarla saldırı gördü; “ona bu şehirde yer olmadığı” söylendi. Polis şiddetini suç duyurusunda anlatamayan, polislerin inkarıyla yüz yüze kalan Figen ve arkadaşlarının gidecek başka yeri de kalmadığını düşünerek belki de, Figen geçtiğimiz Pazar günü intihar etti.

Mersin’de LGBTİ, özellikle de trans bireylere karşı saldırı haberleri ve en son olarak bu ölüm bize de “Neden Mersin?” sorusunu sordurttu. Bölgeden aktivistlerle, Figen’in özelinde Mersin’de yaşananları konuştuk. İlginç noktalardan birisi, şehrin muhafazakarlaşması, ikincisi ise LGBTİ hareketin görünür olması. Öncelikle şehirde muhafazakarlaşma gittikçe artıyor, buradan LGBTİ’lere karşı tahammülsüz tutum artıyor; ayrıca şehirde buna karşıt LGBTİ görünürlüğü artıyor ve tahammülsüzlük katlanıyor!

‘Mersin’deki saldırılar sistematik’
Mersin 7Renk LGBT Derneği’nden Yağmur Arıcan, 1992’den beri Mersin’de trans hareketinin mevcut olduğunu, fakat ‘son dönemde yaşanan şiddeti 92’den beri hiç görmediğini’ söylüyor. Mersin 7Renk LGBT Derneği’nden Tuna Şahin’e göre, saldırılar son dönemde ‘çok fazla ve sistematik’. Bu olayları sorgulayan Şahin “Acaba muhafazakarlaştıkça saldırılar arttı mı?” diye kendisine soruyor ve “Nitekim öyle oldu” diye cevaplıyor. “Yönetimin değişmiş olması, Belediye’nin CHP’den MHP’ye geçmiş olması, çeteleşmiş insanların saldırılarını meşrulaştırdı” diyor. “Belediye değişimiyle bu olayların artışını birbirine bağlayabilir miyiz, emin değilim”, diyor; ama öyle de göründüğünü, muhafazakârlaştıkça saldırıların arttığını savunuyor. “Muhafazakârlaşılıyor ve LGBTİ hareketine bakışları değişiyor” diyor.

Yağmur Arıcan, Mersin’de translara karşı gösterilen direnişin çok organize olduğunu, geçtiğimiz günlerde 30 taksicinin bir araya gelerek, konvoy halinde trans kimlikli arkadaşlarına saldırdığını söylüyor. “Bunların arkasında birilerinin olduğunu düşünüyorum” diyen Arıcan, tüm bu yaşananların kaygı verici ve düşündürücü olduğunu; her gün Mersin 7Renk LGBT’ye doğrudan bir saldırının olup olmayacağını düşündüklerini belirtiyor.

Pembe Hayat Derneği’nden aktivist Buse Kılıçkaya, “Trans bireyler birçok şehirde görünür olmasıyla birlikte, şiddet de hakim olmaya başladı” diyor. Yağmur Arıcan ise ‘Bu örgüt (Mersin 7Renk) birilerini rahatsız etmiş olmalı. Örgütün yıpranması için bunlar yapılıyor.’ diyerek şehirde örgütlenmenin ve görünür işler yapmanın ardından gelen saldırılara dikkat çekiyor.

“Trans hareketini güçlendirecek bir dayanışma ağı gerekli”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner, trans bireylere karşı üretilen şiddetle savaşmak için alternatif dayanışma ağlarının kurulmasını, aktivizm hareketinin değişmesini öneriyor. Güner’e göre; “Travesti bireylerin birbirlerini güçlendirebilecekleri çalışmalar lazım. Onlar LGBTİ hareketi çatısından bile muaf tutulabiliyorlar. O çatıyı güçlendirecek bir ağ gerekli. Trans hareketinde şiddete, kötü muameleye ve nefret suçlarına karşı ya da seks işçiliği üzerine çalışmalar yapıldı şu ana kadar. Fakat trans kimliğinin kurulmasında bireyin kendini güçlendirmesine yönelik çalışmalar da yapılmalı. Psikolog, psikiyatr ve diğer tıp uzmanlarıyla dayanışarak alternatif ağlar örülmeli. Ankara’daki Trans-Der bunu yapıyor, o çalışmaların görülmesi ve daha çok kişiye ulaşması lazım.”

Konuştuğumuz tüm travesti hareketi aktivistleri, Umut Güner’in alternatif ağlar kurulması, farklı dayanışmalar yaratılması konusundaki görüşlerini desteklediklerini, trans hareketindeki kişilerin birlikte ve koordine hareket edip birbirine destek olması gerektiğini belirtiyor. Yağmur Arıcan, elbette farklı siyaset üreten grupların varlığını kabul ettiğini, tek fikir olamayacağını, fakat birlikte hareket edip transfobi ve homofobiye karşı örgütlenmenin fayda getireceğini söylüyor.

LGBTİ aktivistlerinden Figen için ayrı bir anma
Figen’in ailesi cenazeyi kendilerini yapacaklarını söylediler ve Figen’in trans arkadaşlarını görmek istemediklerini belirttiler. LGBTİ örgütleri ve Figen’in tüm arkadaşları dün akşam Figen’in hayatına son verdiği deniz kenarında bir araya gelerek bir anma töreni düzenlediler. Tören’de Elif Tuna Şahin, Figen için; “Önce Soma’da abisini yitirdi, sonra annesini kaybetti. Onları görememesinin acısını içinde barındırıyordu. Aynı zamanda da homofobik şiddet hem sokaktaki çeteler tarafından hem de canımızı emanet ettiklerimiz tarafından ona uygulandı. Diğer tarafta da aşık olduğu travesti sevgilisiyle sıkıntıları vardı. Bu sıkıntıların hepsiyle çekti gitti. Bize düşen bu mücadeleyi daha yukarılara taşımak, daha iyi yerlere getirmek” diye bir veda konuşması yaptı.

travesti gay konulu bir film daha gösterim de olcak.

Nottingham’da bir cuma akşamı. Russell (Tom Cullen), küçük kızının da vaftiz babası olduğu en yakın travesti arkadaşı Jamie’nin (Jonathan Race) evinde verdiği partiden erken ayrılıp daha çok eşcinsel erkeklerin devam ettiği bir gece kulübüne (biraz çapkınlık yapmak amacıyla) gidiyor ve orada Glen’le (Chris New) tanışıyor.

Glen, gece boyu Russell’a sürekli askıntı olan, kısa boylu, azgın bir ‘gey’den kurtarıyor Russell’ı. Aynen şimdiye dek birçok filmde ve romanda defalarca anlatılmış o “ve oğlan kıza rastlar” türünden bir karşılaşma bu. Tıpkı o bildik heteroseksüel aşk hikâyelerindeki gibi ama bu kez oğlan, oğlanla karşılaşıp tanışıyor ve yakınlaşıyor travesti.

Russell’ın sarhoşluktan pek de hatırlamadığı gecenin sonunu, ikisi sevişerek Russell’ın evinde ve yatağında birlikte geçiriyorlar. Görünürde bir gecelik bir sevişmenin tekdüzeliğini aşan, gittikçe ateşlenen bir aşk ilişkisinin başlangıcıdır bu. Cinsellik ve sevişme üstüne tartışmalarının yanı sıra geçmişlerindeki kimi sırları, esin kaynaklarını da açıklıyorlar birbirlerine, geleceğe dair tasarladıklarını dillendiriyorlar ve ardından bir kez daha sevişmek üzere hop cumburlop yatağa…

Anasını babasını tanımayıp bakıcı ailelerin yanında büyümüş, zorlu bir çocukluk-ergenlik döneminden geçmiş yetim Russell, okul yüzme takımında yüzdüğü için havuzlarda profesyonel cankurtaranlık yaparak hayatını kazanırken Glen bir sanat galerisinde çalışıyor ve 21. yüzyıl sanatı üstüne 2 yıl sürecek bir eğitim almak travesti üzere ABD-Oregon’daki Portland kentine gideceği gerçeğiyle yüzleşmezden önce ülkesindeki son hafta sonunu, aralarında güçlü bir bağın oluştuğu Russell’la beraber, dolu dolu yaşamak istiyor. 2 günde fena halde birbirlerine sevdalanan 2 gey’in bakış açısıyla anlatılmış bu buruk aşk hikâyesi, Jamie’nin arabasıyla Russell’ı havaalanına yetiştirip Glen’i Amerika’ya yolcu ettiği duygusal bir finalle sona eriyor.

2003’ten itibaren bazı kısa filmler çektikten sonra 2009’da çektiği, Londra sokaklarında iş tutan, kiralık bir erkek fahişenin hayatına odaklanan “Greek Pete” adlı ilk filmiyle adını duyuran ve Londralı film eleştirmenlerince umut vaat eden en yetenekli ve geleceği parlak sinemacı olarak selamlanan, eşcinsel İngiliz yönetmen, senarist ve yapımcı Andrew Haigh’in iki erkek arasındaki 48 saatlik bir ilişkiyi açık seçik hikâye eden ikinci uzun metrajı “Weekend-Hafta Sonu”, 2011’de gösterildiği ülkelerden epeyi ses getirmiş ve Londra’dan San Francisco’ya, Toronto’dan Los Angeles’a kadar katıldığı bütün festivallerin gözdesi, çeşitli LGBTI ödüllerinin de sahibi olmuştu. travesti

2000’li yıllarda birtakım kıyıda köşede kalmış iyi travesti filmleri getirip sunmayı görev edinmiş Bir Film’in sinemaseverlere yeni bir hizmeti olarak bugün Başka Sinema salonlarında gösterime giren “Hafta Sonu”, rengârenk psikedelik ışıklara, yüksek volümlü müziklere boğulmuş, sis-dumandan göz gözü görmez haldeki underground bar ortamlarında, genç-bekâr işi yatak odalarında, tuvaletlerde geçen, birbirlerine çeşitli anı, hikâye ve hetero’ları çekiştiren kişisel anektodlar anlatıp muhabbeti ilerleterek (ve habire kuru-sıvı takılıp kafaları güzelleştirerek) dur durak tanımaksızın birbirlerinin kollarına atılan, emekçi sınıftan, romantik âşık Russell’la, gey’liğini daha 16’sındayken hoşgörülü ve anlayışlı ebeveynlerine açıklamış, iyi aile çocuğu, gerçekçi ve çenesi kuvvetli, hazırcevap Glen ikilisinin sıra dışı beraberliğini perdeye taşıyor 97 dakika süresince. Erkeklerinin eşcinselliğe eğilimi öteden beri belli ve belirgin olagelen İngiltere’den çıkagelen ve seyri buruk travesti tatlar veren bu “Hafta Sonu”, haftanın filmi nitelemesini hak ediyor. travesti

İkiliyi canlandıran Tom Cullen’la Chris New’ın başarılı oyunculuklarının yanı sıra birtakım hassas konulara değinen gerçekçi diyalogları, cüretkâr çekimleri, özenli ayrıntılarıyla ve sade ama duyarlı ve sürükleyici olabilen, eli yüzü düzgün, akıcı sinematografisiyle üzerimizde etkileyici bir modern romantik drama izlenimi bıraktı “Hafta Sonu”, hatta şimdiye kadar seyrettiğim, en iyi eşcinsellik konulu filmler listesine kafadan girer sanırız bu “Weekend”. travesti

Müziklerini James Edward Barker’in derlediği, kameramanlığını Ula Ontikos’un yaptığı, baştan sona eşcinsel aşkı, seksi ve sevgisiyle örülü bu bağımsız filmin senaryosunu iki başrol oyuncusuyla birlikte, çoğu kez doğaçlama yazan ve bu yıl üçüncü filmi “Looking”i çektiği bildirilen yönetmen Andrew Haigh adına bundan böyle dikkat etmek gerek!

Travesti film festivali yeni filmlerinizi bekliyor.

Amsterdam Travesti,Trans Film Festivali TranScreen, festivalin 3. yılı için yeni filmlerinizi bekliyor.Festival, yalnızca transların hikâyelerini anlatmakla kalmayıp trans deneyimlerinin kimlik, ırk, milliyet ve gelenek gibi konularla kesişimlerine yer veren filmleri özellikle teşvik ediyor.

TranScreen’in bu yılki temaları arasında “Türkiye” de var. Diğer temalar ise Afrika, seks işçiliği, Hollanda yapımları ve animasyon. TranScreen kısalarından oluşan bir seçki, geçen yıl 3. Pembe Hayat KuirFest kapsamında Ankara’da gösterilmişti.

Türkiye’de travesti olmak suçmu!

Bu ülkede travesti olmak suç. Bu ülkede biyolojik cinsiyetini, yani bedenini, toplumsal cinsiyete aykırı kullanmak suç. Yani kendi bedeninden kendi yapına uygun tasarruf edemiyorsun. Heteroseksist, erkek egemen cinsiyetçi devlet belirliyor senin nasıl yaşayacağını. Eğer onun istediği gibi yaşamazsan, öldürüldüğün zaman, devlet mercileri seni suçlu buluyor. Öldürülüyorsun ama karşı taraf sen travesti olduğun için, transseksüel olduğun için, eşcinsel olduğun için ceza almıyor, sadece insan öldürmenin cezasını alıyor. Nefret cinayetleri kapsamına alınmıyorsun bedeninin heteroseksist zihniyete göre kullanmadığın için. Bu ne demek oluyor; eşcinsellerden, travestilerden, transseksüellerden nefret edebilirsiniz. Onlar lanetlenmiş yaratıklardır, öldürülmeyi hak ediyorlar. Öldürürseniz herhangi bir şekilde, nefret suçu işlememiş olacaksınız ve ekstradan ceza almayacaksınız.

Oysa bir insan, dilinden, dininden, ırkından, renginden, milliyetinden, cinsiyetinden, vesairesinden dolayı öldürülürse, nefret suçları kapsamında katillere ağırlaştırılmış hapis cezası veriliyor ama buna eşcinseller, transseksüeller, travestiler dahil değil. Neden; çünkü devlet onları insan yerine koymuyor. İnsan olmanın belli kıstasları var tabi heteroseksist zihniyete göre. Erkek egemen yapıya, heteroseksizme uygun olacaksın. Milliyetçiliğinden cinsiyetçiliğine kadar da tüm unsurlar heteroseksizmin hizmetinde zaten.

Batı’da tam tersi işliyor adalet sistemi, insanlık sistemi. İnsana, insan olduğu için değer veriliyor; egemen yapnın standartlarına uyduğun için değil. Bir bakıma heteroseksist toplumların ayrımcılık olmazsa olmazı. Eşitlik, özgürlük, demokrasi diyorlar ya, sadece kendi yapılarına uygun bir demokrasiden bahsediyorlar, sadece kendi çıkarlarına uygun bir insanlıktan bahsediyorlar.

Bir travesti öldürüldüğü için katili hak ettiği cezayı almadı. Soruyorum devlete, millete ve bu ülkede yaşayan herkese: Ne düşünüyorsunuz, umrunuzda mı? Hiç yüreğiniz sızladı mı bir insan heteroseksist sistemin bir parçası olmadığı için? Boğazınızdan da lokma çok rahat geçecek, başınızı da yastığa çok rahat koyup uyuyacaksınız. Çünkü siz de heteroseksistsiniz!

Bu adaletsiz karar ne gazete manşetlerine, ne de televizyon haberlerine yansıyacak. Çünkü bir travestinin öldürülmesi size dokunmayacak. Peki bütün LGBTİ’lerin kökü kazınsa, kazınmaz da, çünkü LGBTİ’ler heteroseksüel ilişkilerden doğuyor ve üremeyi sağlayan genle eşcinsellik geni aynı, kazınsa sadece o günün haberi olurlar değil mi? Ertesi gün gene heteroseksist heteroseksist yaşar gidersiniz. Bir canlının doğuştan getirdiği yaşama hakkı, heteroseksist kültürlerin iktidar olma mücadelesi kadar önem taşıyamaz. Sadece yazık diyorum bu insanlığa. Zaten anlamayacak dünyaya da ne anlatsan boş.

İstanbul Avcılar Meis Sitesi sakinlerinden Seda isimli travesti nefret cinayetine kurban gitmesine rağmen, katili haksız tahrik indirimden faydalanarak 15 yıl hapis cezası aldı. Katil var olan ceza infaz sistemine göre de sadece 8 yıl hapis yatacak. Tahrik indiriminin gerekçesi, nefret cinayetine kurban giden Seda’nın travesti olması ve de katile (sözde) ilişki teklif etmesi. Nerden biliyoruz ilişki teklif ettiğini? Bütün travesti, transseksüel, eşcinsel, nedense katillere hep ilişki teklif ediyor. Oysa benim bildiğim erkek egemen olan bu ülkede ilişki hep erkeklerden ve erkek geçinenler tarafından teklif edilir. LGBTİ’ler korkarlar, çekinirler böyle bir şeye. Aklınız alıyor mu eşcinsellerin, transseksüellerin erkeklere ilişki teklif ettiğini diyeceğim ama insanlar çıkarına uygun neye inanmak istiyorlarsa ona inanıyorlar ne yazık ki?

Aslında ötekileştirilen kesimlere karşı olan önyargılar, adalet sisteminin yanlış kararlar almasını da pekiştiriyor. Zaten yasalarda eşcinsel, travesti diye bir şey yok. Hakim neye göre karar verecek ki? Geleneksel yapının ahlak anlayışına göre karar verecek önünde eşcinsellerle ilgili karar verebileceği bir mevzuat olmayınca. Eğer karar verici mekanizma da heteroseksistse, tabiki de travestiliği tahrik unsuru olarak değerlendirecektir.

Katil diyor ki, “Alkollüydüm, bana ilişki teklif edince kızgınlıkla darp ettim, öldürme niyetim yoktu.” Bu iddiaya kargalar bile güler ama adalet sistemimiz, yargımız bu ifadeyi ciddiye alıyor ne yazık ki. Ölen zaten bir travesti değil mi, katil de zaten heteroseksizm tarafından, daha ne olsun?

Ve ne yazık ki Adli Tıp ölen travestinin tecavüze uğrayıp uğramadığı, ilişki yaşayıp yaşamadığını araştırmamış bile. Oysa bu ülkede şöyle bir gerçek var: Eşcinseller, travestiler, transseksüeller kendileriyle ilişkiye giren, eşcinselliğini kabul edememiş gizli eşcinseller tarafından öldürülmektedir. Devlet eşcinsel karşıtı olunca, heteroseksizm tarafında yer alanı savunuyor.

Travesti , trans aktivist intihar etti !

Mersin 7Renk LGBT üyesi travesti aktivist Figen dün gece denize atlayarak intihar etti. Bir dönem Pembe Hayat yönetim kurulu üyeliği de yapan Figen, bugün (24 Ağustos) akşam saatlerinde yaşamını yitirdi. İntiharının ardından herhangi bir mektup bırakmayan Figen’in, yaşamını niçin sonlandırdığı bilinmiyor.

Mersin’de polisin ve çetelerin transfobik saldırılarına maruz kalan travestiler; var olma mücadelelerini zor koşullar altında sürdürmeye çalışıyor. Son zamanlarda iyice artan transfobik saldırılar yaşam alanlarını yok ediyor.

Sokak ortasında işkence!
Geçtiğimiz günlerde Figen’in de aralarında olduğu trans kadınlar polisin sokak ortasında işkencesine maruz kalmıştı. Bir durakta oturan trans kadınlara polis, “İnsanları rahatsız ediyorsunuz. Defolun gidin lan” diyerek biber gazı ve coplarla saldırmış, ardından zorla karakola götürmüştü.

Karakolda polis herhangi bir işlem yapmazken; trans kadınların tutanak tutulması talebini de reddetmişti. Karakolu arayan Mersin 7 Renk ve Pembe Hayat yetkililerine ise polis “Öyle bir vaka yok burada. Nereden çıkarıyorsunuz?” ifadeleriyle yalan söylemiş ve işkencenin üstünü örtmeye çalışmıştı.

Bir yandan polisin saldırıları ile mücadele ederken; abisini Soma katliamında kaybeden travesti Figen, aile baskısından ötürü abisinin cenazesine gidememişti.

LGBTİ örgütleri cenazeye sahip çıkacak
Mersin 7Renk, Pembe Hayat ve Kaos GL yetkilileri bütün bu transfobik baskılara dayanamayıp yaşamına son veren Figen’in cenazesini sahiplenmesi için ailesine ulaşmaya çalışıyor. Kaos GL’den Evren Çakmak ve Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ile Gani Met, ailenin sahiplenmemesi durumunda cenazeyi sahiplenmek üzere Mersin’e yola çıktı.

“Katil devlet demek sadece içimizi rahatlatır!”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner LGBTİ intiharlarını KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:

“Sadece şiddet değil; heteroseksist kültür ve toplumsal yapının ta kendisi yaşamı dayanılmaz kılıyor. ‘Ben homofobik, transfobik değilim’ laflarının hiçbir anlamı yok! LGBTİ’ler de homofobik ve transfobik. Farkındalık çalışmaları gibi çalışmalar artık yeterli değil. Alternatif dayanışma ağlarını örgütlememiz lazım. ‘Katil devlet’ sloganıyla sadece ve sadece kendi içimizi rahatlatırız. Figen’e rahat uyu diyemiyorum. Çünkü son iki senedir yaşadıklarına şahidim. Rahat yaşamadı ki rahat uyusun. Başımız sağolsun.

Spor Travesti, eşcinsellerin varolmaları için bir fırsattır

“Taşra” taraftar grubu bizleri beraber maç izlemeye davet etti, bizim buluşmalara da katılmak istiyorlar

Denizli Travesti ve LGBTİ ve aileleri olarak haftalık buluşmalarımıza devam ediyoruz. Buluşmalarımızın LGBTİ’ler açısından çok kalabalık olduğunu söyleyemem ama her buluşmamızda LGBTİ’ler dışında farklı kesimlerden heteroseksüel misafirlerimiz oluyor. Bu bizim davetlerimizle olmuyor; bizi duyanların bizimle tanışmak ve bize destek vermek istemeleriyle oluyor. Dün de Fenerbahçe “Taşra” grubundan misafirlerimiz vardı. Kendilerine de sorduğum soruyu tekrar sormak istiyorum; eşcinsellikle ilgili olmayan bir grup neden eşcinsel haklarına destek vermek ister? Fenerbahçe Taşra grubu sadece bir taraftar grubu değilmiş. Gezi eylemlerinde de aktif rol oynamışlar, Soma’daki kömür faciasında da gerekli tepkiyi göstermişler… Ezilenin, ayrımcılığa uğrayanın beklentisiz yanında olmak en başta gelen politikalarıymış ve özel günlerde olsun, Onur Yürüyüşü zamanında olsun her türlü desteği sağlayacaklarını söylediler.Bir taraftar grubu eşcinsellere destek vermek istiyor ama eşcinseller, transseksüeller ve diğer LGBTİ’ler ne düşünüyordu bu konuda? Ben şahsen farklı sivil toplum örgütleriyle temas halinde daha güçlü varolunacağına inananlardanım. Çünkü kendi içimizde nereye kadar varolabiliriz ki? Ama eşcinsellerimizin taraftar grubu gibi sesini yüksek perdeden çıkaran ve daha sert varoluş mücadelesi veren bir gruba yaklaşımı nasıl olurdu? Eşcinsellerin yapılarını, yumuşak tavırlarını, çekingenliklerini, hayata bakış açılarını, sistemi çok karşılarına almak istememelerini az-çok bildiğim için taraftar grubu gibi bir gruba sıcak bakmayacaklarını tahmin ediyordum ama bize yardım etmek isteyen bir elin ne sakıncası olabilirdi ki?

Bu mesafe LGBTİ’lerin spora uzak olmalarıyla mı alakalı olabilir miydi? Evet olabilirdi. Çünkü birçok eşcinsele “maç izlemeye gidiyorum, maç yapmaya gidiyorum” dediğim zaman, “ne maçı?” diyorlardı şaşırarak. Yakıştıramıyorlardı bir eşcinselin sporla ilgili olmasına. Eşcinsel ancak formda kalmak için spor yapabilirdi. Eğer kiloyla problemi yoksa spor uzak bir dünyadır eşcinseller için. Oysa sosyalleşmenin, hayata karışmanın, eşcinsel olarak varolabilmenin en güzel fırsatlarından biridir spor. Hatta eşcinselin normal bir insan olduğunu da gösterebilmenin bir fırsatı. “Aaa, eşcinsel ama bizimle eşit seviyede maç yapabiliyor” dedirterek, eşcinsellik hakkındaki önyargıları yıkabilmenin yollarından biri. Eşcinseller tabii ki de sportif faaliyetlerde bulunuyorlar ama açık bir eşcinsel olarak değil. Kapalı bir eşcinsel olarak sportif anlamda sosyal olmanın da eşcinsel varoluşa hiçbir katkısı olmaz.

“Taşra” taraftar grubu bizleri beraber maç izlemeye davet etti, bizim buluşmalara da katılmak istediklerini söyledi. Bence çok güzel bir teklifti bu. Çünkü bu sadece heteroseksüel dünyanın bizi tanıyarak önyargılarını yıkma fırsatı değildi, biz LGBTİ’lerin de korkularını yenip dış dünya ile temas kurmaları için de bir fırsattı. Spor ve taraftarlığıyla birbirimize karşı önyargılarımızı yıkma, bir dönüşüm, daha doğrusu LGBTİ’lerin heteroseksizmi, eşcinsel karşıtlarını dönüştürme fırsatıydı. Sanmayın ki bizimle dostluk kurmak isteyenler heteroseksist dünyanın anti homofobik kişileriydi. Hayır onlar da zamanında homofobiklermiş. Amaçları dönüşümü uzun vadeli bir şekilde yaygın hale getirmek. Bu taraftar grubu sadece futbol taraftar grubu değil, Fenerbahçe’nin tüm branşlarının taraftarı. Yani LGBTİ’lerin spora yönelimini tek branşa hapsetmeyecek.

Benim spora ilgim olduğu için eşcinsellik dışında bile spor grubuyla temas kurmak beni mutlu eder ama gerçekten düşündüğümüzde taraftarlık ülkemizde, hatta dünyada üst kimliklerden biri gibi. Mesela “Fenerbahçe Cumhuriyeti” deniyor Fenerbehçeliler için. Geçtiğimiz yıllarda Fenerbahçe ile ilgili bir birimin, federasyonun homofobisinden dolayı mesleğini yapamayan eşcinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ ile dostluk maçı yaptığını falan da biliyoruz. Ayrıca Gezi olaylarında taraftar gruplarının özgürlüğe, demokrasiye karşı pozitif tutumlarını da biliyoruz. Peki biz eşcinseller böyle büyük bir camianın küçük bir parçasıyla olsa da neden iletişim halinde olmayalım? Bizim amacımız sosyal yaşamda eşcinsel veya diğer LGBTİ’ler olarak varolmak değil mi? Sadece eşcinsellerin istediği gibi bir dünya da mümkün olmadığına göre, hayatı heteroseksüellerle birlikte paylaşarak eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi yakalamak hem daha sağlıklı olacak, hem de uzun ömürlü olacaktır.

Travesti Ve Translar Gay Barlara Giremiyor

İşletme sahipleri bu tarz yasaklar koyduğu sürece travesti ve translar düşük kalitedeki yerlere gitmek zorunda kalıyor veya gitmiyor.

Kapıdan geri çevrilmek küçük düşürücü ve utanç vericidir

Trans fobi yok olsun!Başlıktan da anlayacağınız gibi bazı eşcinsel barlar trans bireyleri işletmelerine almıyorlar. Ve bunun asıl gerekçesi nedir belli değil. Bazı işletme sahipleri oradaki müşterilerin rahatsız olduğunu savunmakta. Bu şu demektir; Bazı eşcinseller transfobik… Neden transfobik oldukları da ayrı bir psikolojik sendrom ’un sonucu olsa gerek. Baz kesimlerce bu düşüncenin altında yatan gerçek ise, gay barlara gelen müşterilerin partner bulabilme kaygısıyla alakalı. Yani transları eğlence mekânında birer rakip olarak görüyorlar. Kulüpteki potansiyel bir partnerin bir travesti veya transla ilgilenmesi hoşlarına gitmiyor. Neden ki? O Kulüp’te ‘’GAY’’ olarak nitelenen bir kişi mi var? İsteyen istediğini seçer… Bu nasıl bir ‘’kabul etmeme gerekçesi’’ olabilir ki. Sebepler tabi ki sadece bunlardan ibaret değil…

Yakın geçmişte travesti ve transların problemli insan oldukları ve gittikleri yerlerde de problem yarattıklarına inanılırdı. Bazı translar bile böyle olduğunu düşünüyor. Ne yani buda mı çok geçerli bir mazeret? Gay barlarda veya bayan ve erkeğin gittikleri hetero kulüplerde hiç sorun olmuyor mu ? Oraya da bundan sonra bayan almıyoruz mu diyorlar? O zaman bırakın orası da gay bar olsun J sonra da oraya da travestileri almayın J … Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık gibi gösterilse de bunlar sadece kıldan tüyden gerekçelerdir. Bir ton güvenlik elemanınız, bodyguardlarınız ne diye var? Müşterileriniz rahatı huzuru ve güvenliği için değil mi ?

Bir işletme herhangi birini kıyafetinden, umuma aykırı davranışından veya grubun düzenini bozmasından ötürü almayabilir. Ancak sırf trans olmasından veya gay bile olsa aşırı efemine görüntüsünden ötürü alınmamak ne demektir? Bütün insanlar farklıdır. O halde herkes gruplaşsın ayrılsın mı? Efemine gay’ler şuraya, erkeksi gayler buraya, çok frapan giyinen travesti oraya, ayrıcalıklı travesti şuraya, hanım olan travesti buraya…hooop dur bakalım ? Ne oluyor ayol?

Hiç kimse kimseye çifte standart uygulayamaz. İsteyen istediği kulübe girip çıkabilir. İşletme sahipleri bu tarz yasaklar koyduğu sürece travesti ve translar maalesef çok düşük kalitedeki yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Zaten çoğu da gitmiyor. İnsanlar kaliteli mekânlarda eğlenmek istiyor. Ayrıca derme çatma yapılmış kenarda köşedeki birahane veya kulüpler artık kimsenin ilgisini çekmiyor. Alanında isim yapmış ‘kaliteli’ olarak nitelenen kulüpler de maalesef translara ambargo koymuş durumda.

Bir mekâna gidince, kapıdan geri çevrilmek kadar korkunç, küçük düşürücü ve utanç verici bir şey olamaz. Bunu yapan işletme sahipleri kanunen olmasa da evrensel kanunlar çerçevesinde bir suç işlediklerinin farkında değil. Suç ne mi? kişilerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemek… Yetmez mi?

LGBT bireylerin kendi içlerindeki trans fobi veya homo fobi öncelikle çözülmesi gereken en hayati konudur. Dünyanın her yerinde kutlanan Gay Pride ve benzeri yerlerde nasıl bir araya geliyorsak her yerde bir araya gelebiliriz. Transfobik eşcinseller özelliklede gizli eşcinseller şunu akıllarından çıkarmamalıdır ; Siz evde otururken.. Fobilerinizle yüzleşmekten korkarken… Translar ‘’siz’’ de rahat edin diye boy gösteriyorlar her yerde… Unutmayınız ki transların rahat olmadığı, mutlu olmadığı bir toplumda hiçbir eşcinsel de mutlu olamaz. Bir gün Türkiyede iki erkek el ele dolaşabilecekse bunu aktivist translara borçlu olduklarını unutmasınlar

Homo fobi ve trans fobi, birey olarak içimizde çözmemiz gereken bir konudur. Toplumda LGBT bireylere uygulanan dışlama ve ön yargının bitmesi için, LGBT bireylerin kendi aralarındaki dışlama ve ön yargıyı bitirmesi gereklidir.