Travesti , Sen travestisin , seni almıyoruz diyerek bara alınmadı !

Taraf gazetesi yazarı Esmeray, Türkiye’nin ilk travesti güzellik kraliçesi Yankı Bayramoğlu’nun, Taksim’deki bir gay bara, travesti olduğu gerekçesiyle alınmadığını yazdı. Bar sahibinin Bayramoğlu’na “bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git” dediğini aktaran Esmeray, Bayramoğlu’nun “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz” sorusuna ise “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz” cevabını aldığını belirtti.

Esmeray’ın Taraf gazetesinin bugünkü (20 Ağustos 2014) tarihli nüshasında yayımlanan, “Fobik yön!” başlıklı yazısı şöyle:
Fobik yön!

Anam bacım; ben yaklaşık bir hafta önce, Sekizinci İzmir Tiyatro Buluşması’na Yırtık Bohça adlı oyunumla, davetli olarak katılmıştım. Etkinlikler Seferihisar Sanatbahçesi ve Sığacık Kaleiçi’nde çeşitli atölye, söyleşi, oyun ve performans gösterileriyle çok iyi bir katılımla gerçekleşti.

Etkinliğin ikinci günü Can Yücel anması vardı. Sığacık Kaleiçi’ndeki etkinliğe ben de izleyici olarak katıldım. Yanıma on sekiz yaşlarında bir çocuk geldi. Gülüyordu ama gözleri dolu doluydu. “Ablacığım” dedi, “seninle biraz konuşabilir miyiz?” “Elbette” dedim. “Abla biliyor musun, ben on yaşında ağabeyim tarafından tecavüze uğradım” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. Anlatmaya devam etti. Çok şaşırdım ve bir an ne diyeceğimi bilemedim. Hoş, yabancı değildim böyle hikâyelere ama birinci ağızdan dinlemek epey terletti beni. “Peki” dedim, “şu an durum ne?” “Abla halen devam ediyor” dedi. Biraz durdu, “Annem bizi bastı bir keresinde” dedi. “Tepkisi ne oldu” diye sorduğumda cevabı “‘Şu an pazara gidiyorum, sonra sizinle konuşurum’ dedi” oldu.‘Nasıl yani’ diyecektim ki; “Abla ben tecavüze uğramışım, hem de ağabeyim tarafından, annem hiçbir şey söylemeden pazara gidiyor”. “Peki ya sonra” dedim. “Akşam ağabeyimle konuşmuşlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi olayın üzerini örtmeye çalıştılar.” İnsan böyle bir durumda ne diyeceğini bilemiyor. “Kaç yaşındasın” diye sordum. “On sekiz” dedi. “Ağabeyim beni sürekli tehdit ediyor. Ama on sekiz yaşıma girdim artık. Yenikapı Tiyatrosu’na katıldım. Bana destek vereceklerinden eminim. Evden ayrılmayı düşünüyorum kesinlikle” dedi ve gitti yanımdan.

Bu hikâye bana hiç yabancı değil. Olay ensest, tecavüz, vahim, çaresizlik sadece o an aklımdan geçen bunlardı. Hani derler ya, gecem haram oldu.

Etrafımızı saran heteroseksizm ve sadece cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı nefes almaya çalışan bizler… Annam bacım yazmakla bitmez. Böyle örnekler çok fazla. Bu cephede bunlar yaşanırken, gelelim olayın başka bir boyutuna.

İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra, Yanki Bayramoğlu, transeksüel bir kadın arkadaşımız. Bir gece arkadaşlarıyla, Taksim’de bulunan Tekyön Gay Bar’a eğlenmeye gitmişler. Dışarıdaki korumalar içeri almak istememiş. “Burası gay bar. Sizi almıyoruz” demişler. Yanki de “o zaman işletmeciyle görüşmek istiyorum” demiş. İşletmeci gelmiş. “Burası gay bar, sen travestisin. Hiçbir travesti benim mekânıma giremez” demiş ve bir de öneride bulunmuş: “Bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git.” Yanki tekrardan sormuş: “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz.” “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz.”

Ayol, normal kadın ne demek? Lafa bak şimdi. Kimin normali? Neyin normali? Bu arada, işletmeci arkadaşımız da bir gay. Tencere dibim kara, seninki benden kapkara. Böyle düz heteroseksizm kendi içimizde olunca, insanın canınI daha bir ayrı acıtıyor. Ne demek normal kadın alıyoruz? Cinsiyetçiliğin ve ayrımcılığın bu kadarına da pes doğrusu.

Homofobi ve transfobi nereden gelirse gelsin karşı duralım. Özellikle, homofobik ve transfobik mekânları teşhir edelim. Hiçbir şey, hiç kimsenin tekelinde değildir. İşletme tüm kamuya açıktır. Nedir bu mafyavari transfobik hareketler. Evet, ben Esmeray olarak üzerime düşeni yapıyorum. Tekyön transfobik bir mekândır. Duyuralım ve teşhir edelim.

Lambda’dan Trvesti ve cinselliği tartışan “Fıtrah” filmi

Mekansız kalan Lambdaistanbul, 24 Ağustos’ta Beyoğlu Yeşilev’de İslam, travesti, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği üzerine “Fıtrah” filmini gösterecek.v sahipleri ve emlakçıların homofobik tutumlarından ötürü yeni yer bulamayan ve ofissiz kalan Lambdaistanbul etkinliklerine devam ediyor. Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nin kapalı olmasından dolayı; film gösterimi, panel, söyleşi gibi etkinlikler Lambdaistanbul ilde dayanışan mekanlarda yapılıyor.

Lambdaistanbul bu hafta sonu Beyoğlu Yeşilev’de “Fıtrah” filmini gösterecek. 24 Ağustos Pazar günü saat 16.00’da başlayacak film; İslam’ı, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerini tartışıyor.

Fıtrah, queer Müslümanların İslam, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği arasındaki sıkıntılı alanı tartışırken karşılaştıkları ikilemi inceleyen bir belgesel. Sadece cinsel yönelimleri ve toplumsal cinsiyet kimlikleri yüzünden ötekileştirilen müslümanların anlatımlarını keşfe çıkmakla kalmayan; aynı zamanda, cezalandırmaların kritik unsurlarına ve Sodom ve Gomore öyküsünün semavi dinler tarafından her zaman nasıl da eşcinselliğin cezalandırılma bahanesi olarak kullanıldığına değinmek suretiyle, söz konusu anlatımlar ekseninde kışkırtıcı fikirler paylaşan profesyonel psikologlar, antropologlar, teologlar ve toplumsal cinsel kimlik uzmanlarına da yer veren Fıtrah, bir ilk özelliği taşıyor.

Belgeselde katı Müslüman ruhban sınıfın çoğunlukla hayal kırıklığı yaratan mesajları ve queer Müslümanların çeşitli İslami çevrelerde deneyimledikleri mücadeleler ön plana çıkarılıyor.

Belgesel, queer Müslümanlar üzerinden farklı bağlamlarda yürütülen tartışmalar arasında ilginç karşılaştırmalar yapmakta ve bu tartışmaların çoğu kez kendini kısıtlama ve dinsel baskılanmayla sonuçlandığını ortaya koyuyor.

“Benim Çocuğum” Travesti belgeselinden İsrail boykot etti

“Benim Çocuğum” Travesti belgeseli, İsrail hükümetinin Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşı Kanada’da katılacağı bir festivalden geri çekilerek protesto etti.Çocukları LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) olan ailelerin hikâyelerini anlatan film, 26. Vancouver Queer Film Festivali’nin İsrail hükümetinin savaş politikalarına tepki göstermemesi üzerine festivalden ayrıldı.

Boykot kararı, Filistinlilerin temel insan haklarının ihlal edilmesi ve İsrail’in LGBT’lerin insan haklarını koruyarak diğer hak ihlallerini görünmez kılmaya çalışmasına dikkat çekmek amacıyla alındı.

Belgesele DVD formatında ya da internet üzerinden ulaşmak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

99 yaşındaki kadın Travesti eşcinsel oyunlarında rekor kırdı

ABD’nin Ohio eyaletinde düzenlenen Cleveland Travesti, Gay Games 2014’te 99 yaşında bir kadın rekor kırdı. Cinsel yönelimine ve spor becerisine bakılmaksızın herkese açık olan spor turnuvasında Ida Keeling, 95-99 yaş kategorisinde 100 metre koşan ilk kişi oldu. Kızının desteğiyle turnuvada yer alan Keeling, 59.8 saniyelik performansıyla izleyenlerin sevgisini kazandı.

67 yaşında başlayan koşu serüveni

İki oğlunun öldürülmesinin ardından bunalımdan çıkmak için 67 yaşında koşmaya başlayan Keeling, haftada iki kez spor salonuna gitmenin yanı sıra yoga yapıyor. Keeling, ilk koşusunu şu sözlerle anlatıyor:

“İnsanlar yanımdan geçip gitse de bittikten sonra rahatlamıştım, mutsuzluğum sona ermiş gibiydi.”

“Kendini sev”

Oprah.com’a konuşan Keeling, şimdiki aklıyla genç haline şu mesajı vermek isteyeceğini söylüyor:

“Kimsenin seni sevmesini bekleme, kendini sev. Yapmak istediğini değil, yapman gerekeni yap. Tat için değil beslenmek için yemek ye. Yapabiliyorsan da sakin kalmaya çalış.”

Travesti olarak ben bile askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım !

TÜBİTAK ödüllü travesti matematikçi ‘Kaan Arter’ Türk Silahlı Kuvvetleri’nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı anlattı. “Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim” diyen Kaan Arter askerlik yapmak istemiş çünkü…
“Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu gay’liğimi kullanmak olacaktı.”
Hürriyet yazarı Ayşe Arman, “Bir gay’in askerlik anıları: Güneşli havalarda, 50 faktör güneş kremi sürüyordum” başlıklı ropörtajda TÜBİTAK ödüllü matematikçi ve öğretmen “Kaan Arter” ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı konuştu.Adın?

Kaan Arter.

Bu gerçek ismin mi?
Değil, çünkü öğretmenim. İsmimi açıklamak meslek hayatımın sonu olur.

Ne öğretmenisin?
Matematik. Herkese gerekir. Hayat matematiktir!

Güzelmiş… Yaş?

27.

LİSEDE HOMOFOBİKTİM
Gay olduğunu ne zaman fark ettin?

Ben biraz naiftim. Kafamda, heteroseksüel-homoseksüel gibi ayrımlar yoktu küçükken. Seks olayına bakışım şu şekildeydi: Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla, bazı travesti kadınlar da erkeklerden hoşlandığı için erkeklerle sevişirler. Kısacası herkes istediğiyle sevişir. Mesela annemle babam sevişiyor çünkü birbirlerinden hoşlanıyorlar. Ben de bir erkek arkadaşımdan hoşlanıyordum, onunla sevişebileceğimi düşünüyordum. Sonra bir gün bir erkeğin, aslında bir kadından hoşlanması gerektiğini fark ettim. Dehşete düştüm! Ben yanlış ve hatalıydım. Değişmeliydim. Ama nasıl? İşin kötüsü sesim de inceydi. Babam sürekli beni uyarıyordu. “Sesini kalınlaştırmamız lazım!” diyordu. “Yok elini şöyle kullanmayacaksın. Yok ay demeyeceksin, ayol demeyeceksin! Dersen yumuşak olursun, tekerlek olursun!” Liseye geçtiğimde bu baskılar yüzünden, homoseksüel olmama rağmen homofobiktim.

Peki lisede…

Cinselliği düşünmemeye çalışıyordum. Çünkü düşündüğümde aklıma erkekler geliyordu. Bu da sinirimi bozuyordu. Üniversiteye başladığımda bir kız arkadaşım oldu. Dört yıl birlikte olduk.

Nasıl yani? Seviştiniz mi?
Evet. İlk cinsel deneyimimi bir kadınla yaşadım. Benim herhangi bir vajina fobim yok. Bir kadınla da beraber olabilirim. Ama tabii ki tercihim erkek bedeni. Biseksüel değilim. Bir kadınla beraber olarak, aklımca heteroseksüel olmaya çalıştım. Ama ne mümkün?

O hiçbir şeyden şüpheleniyor muydu?

Kız arkadaşım mı? Çok komik olaylarımız var. Mesela iki kişilik bir yurt odasında kalıyordum. Ben meğer oda arkadaşım olan erkeğe âşıkmışım. Ama bilmiyorum. Onun da kız arkadaşı var, dörtlü gezip tozuyoruz. Sonra kızlar ayrılıp kendi aralarında konuşuyorlarmış, “Ya bu ikisi sürekli birlikteler, üstelik birbirleriyle çok ilgililer. Bunlar biseksüel olmasın?” Mert kızlardı, direkt sordular bize. O kadar homofobiktim ki şiddetle reddettim. İnanılmaz tepki gösterdim. O kadar uzattım ki, kız arkadaşım sonunda, “Aman travesti tamam be, amma homofobiksin!” dedi.

AİLEYE AÇIKLAMAK….

Sonra?
Sonra… İnsan, özünden, gerçeğinden kaçamıyor. Üniversite bittikten sonra kız arkadaşımla ayrıldık. “Ben gerçekte kimim? Ne yapıyorum? Aslında ne yapmak istiyorum” sorgulamasına girdim. O arada TÜBİTAK’tan burs aldım, çünkü üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirmiştim. Bir süre yurtdışında yüksek lisans yaptım. O süreçte gay’lik üzerine çok okudum. Okudukça, “Aa benim gibi insanlar da varmış!” dedim. Ve şunu fark ettim: “Bu toplumun gay’leri kabullenebilmesi için bizi bilmesi, tanıması gerekiyor.” O yüzden de güvendiğim, inandığım insanlara açılmaya başladım. Önce kız kardeşime. Sonra halama, yağmurlu bir günde. Halamla, psikiyatri üzerine bir seminerden dönüyorduk. Birden, “Ben de sana bir şey söylemek istiyorum” dedim. “Söyle canım” dedi. “Ben eşcinselim!” dedim. Tabii bu kadar kolay olmadı. Söylerken ağlıyordum, dışarıda da yağmur yağıyordu. Halam sarıldı bana, “Keşke daha önceden söyleseydin, kim bilir ne zorluklar yaşamışsındır. O acıları çekerken ben de senin yanında olmak isterdim!” dedi.

Hala müthişmiş! Peki anne-baban?

O mesele çözümsüz işte! Bilmiyorlar. Babama söylemeyi hiç düşünmüyorum, çünkü beni anlayabileceğini sanmıyorum. Kâbuslar yaşayacak, bunu dünyanın en büyük meselesi haline getirecek. Anneme de söylemem, zavallı arada kalacak, benim için endişelenecek. Kimseyi üzmek istemiyorum. “Benim çocuğum” belgeselinde de izledik işte, eğitimli insanlar bile evlatlarının eşcinsel olmasını kabul edemiyor, başkalarının çocukları olabilir, modern zamanlarda yaşıyoruz, ama onların çocukları asla!
Sorun çevreye karşı utanma duygusu mu yoksa “Bu homofobik ülkede, çocuğum korunmasız kalır. Başına travesti bin türlü iş gelir!” mi?

İkisi de. Ama daha çok, “Ben çocuğumu nasıl koruyacağım? Bilmediğim bir dünya, bilmediğim bir hayat yaşayacak. Orada hiçbir şeye hâkim değilim. Oysa heteroseksüel olsaydı, birisiyle evlenecekti. Kayınpederi, dünürü falan olacaktı. Çocukları olacaktı. Sonra çocukları ona bakacaktı. Ama homoseksüel olduğu için evlenmeyecek. Evlense de çocuğu olamayacak. Yaşlandığı zaman ona ne olacak, kim bakacak?” gibi bir sürü soru işareti var ailelerin kafasında.

Sen nasıl bu kadar cesur olabildin?
O kadar ikiyüzlü bir toplumuz ki, aslında başka çarem yoktu. Biz, “Misafir başımızın tacıdır” deriz ama biraz uzun kaldığı zaman arkasından konuşuruz ya da “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” yaparız, söylesene direkt gelinine, ı ıh. Toplumsal zikrimizde var bunlar. Ben de nasıl bir yaşam biçimi oluşturmak istediğim konusunda kendimi sorgularken fark ettim ki en çok inandığım şey samimiyet. Ben de samimi olmak istedim. Varlığımla, davranışlarımla, yazılarımla… Öyleyim de.

GÜNEŞLİ HAVALARDA ÇIKARIP 50 FAKTÖR GÜNEŞ KREMİMİ SÜRÜYORDUM
‘Askerlik’ deyince eşcinsellerin aklına ilk ne gelir?
Bir sürü şey. Çürük raporu almak için yapılan o muayenede yaşanacak aşağılayıcı muamele. Askeriyedeki emir-komuta zinciri, öldürme ya da öldürülme, cinsel saldırıya uğrama korkusu. “Bir sürü erkekle aynı anda aynı ortamda yaşarken nasıl rahat edebilirim? Ortam hijyenik midir? Ya beni dalga konusu haline getirirlerse, ya ib.e gibi kelimeler kullanırlarsa? Bu yaştan sonra kaldırabilir miyim?”

Peki senin için de aynı şey miydi?

Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim. Erkek arkadaşımla birlikte yaşıyorum. Halam da, kız kardeşim de gelir anlatırdı. İstedikleri ‘pozisyon fotoğrafı’ysa -gerçi artık istenmiyor- onu bile verebilirdim.

Ama vermedin, eşcinsel olduğunu bile söylemedin. Neden? Askere gitmek istemenin gerekçesi neydi?

Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu travesti’liğimi kullanmak olacaktı.

TSK’DA ÇOK GÜÇLÜ ŞİKAYET MEKANİZMALARI OLUŞMUŞ

Peki zorlukları yok mu?
Olmaz mı? Aklın, mantığın olmadığı bir yer. Ama herkes için zor. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Siz kendinizin ve haklarınızın farkındaysanız kimse size kötü bir şey yapmaya cesaret edemiyor. Hele eğitimliyseniz, internetle, sosyal medyayla haşır neşirseniz korkuyorlar. Bakın, komutanlar da dahil olmak üzere sizi suistimal etmeye çalışanlar olursa çok güçlü şikayet mekanizmaları oluşturulmuş. Başbakanlık İletişim Merkezi var. Bir hafta içerisinde, “Bir askerin şöyle şöyle şikâyeti var” deniyor, savunma isteniyor. Ama tabii ki feminenlik çok ağır basıyorsa, trans bireyse ya da kesinlikle gitmek istemiyorsa gitmesin. 60 erkekle bir arada yatıyorsun, kalkıyorsun…

Sen bunu anlatarak, gay’lere, “Askerlik yapabilirsiniz” mi demek istiyorsun?

Bazı arkadaşlarımızın çürük raporu alma ihtimali yok. Devlet memuru olarak çalışacaklar mesela. Ya da gay olduklarını açıklamak istemiyorlar. Kaldırabilecek güçte değiller. O zaman büyük bir ikileme giriyorlar. Askere gitmeleri gerekiyor ama korkuyorlar. Ben onlara seslenmek istiyorum. Korkmayın, gidin. O kadar da kötü bir ortam değil. Ki ben gerçekten zor şartlarda yaptım.

Ya onlar seni “Mücadelemize zarar veriyorsun!” diye suçlarlarsa…

Gay olmamız bizim artı bir özelliğimiz değil. Bizim doğuştan gelen, çok normal bir özelliğimiz. Ve doğuştan gelen bu özelliğimizle ne övünebiliriz ne de farklı bir ayrıcalık isteyebiliriz.

FONDÖTEN Mİ BU ABİ?

Nasıl bir yer umuyordun, ne buldun?
Ben altı aylık kampa gidiyorum diye düşündüm. Beklentiye girmedim. Kötünün kötüsüne de hazırdım. Üstelik genelde vukuatlı insanların gönderildiği bir yere düştüm: Sakarya.
Nasıl deneyimler yaşadın?

Askerlik sana Türkiye’yi tam olarak tanıma fırsatı sunuyor. Bir üçüncü dünya ülkesi olduğumuzu iliklerine kadar hissediyorsun. Sistem 50 yıl geriden geliyor. Herhangi bir mantık işletmeye gerek yok. Zaten düşünmen de istenmiyor. Ama tabii, ben de benim. Güneşli havalarda, çıkarıp 50 faktör güneş kremimi sürüyordum mesela. Cildim perişan olmasın istiyordum.

“Napıyor bu manyak!” demediler mi ya da alay konusu olmadın mı?
(Gülüyor) Ben 27 yaşındayım. Oradaki birçok insandan büyüktüm. Bir de öğretmen olduğum için bana, “Hocam” diyorlardı. Gördüğüm yanlışları rahat bir şekilde söyleyebiliyordum. Güneş kremi taşımanın nesi kötü? Bu bir bilinç. Bir de amele yanığı gibi sadece kollarım yansın istemiyordum. Kulaklarımı da güneşten korumaya çalışıyordum. İnşaat işleri de oluyordu. Çarşı izninde inşaat eldiveni aldım. Ellerim bozulmasın diye onları takıp çalışıyordum. Yani kendi şartlarımı askeriyeye taşıyabildim. Kimse de “Neden eldiven kullanıyorsun ya da güneş kremi sürüyorsun?” demedi. Biri sadece, “Fondöten mi abi bu!” dedi, “Yok güneş kremi” dedim. Yerlere çöp atıyorlardı. İnanır mısın, çöp atmama bilinci de yerleştirdim kendi bölüğüme.

Nasıl?
Öğretmen olduğum için sınıfa girdiğim ilk anda şöyle bir yerlere bakarım ben. Eğer pisse, yerde çöpler varsa, “Herkes hak ettiği ortamda yaşar. Ama ben böyle bir ortamda yaşamayı ve çalışmayı hak etmiyorum!” derim ve ilk çöpü kendim yerden alırım. Ondan sonra çocuklar da yavaş yavaş çöpleri toplamaya başlarlar. Askerde de asla çöpümü yere atmıyordum. Yürüyoruz diyelim, elimde boş pet şişe var, çöp kutusu arıyorum. Arkadaşım dedi ki, “Sen hâlâ asker olamamışsın! Her yer çöp burada. At yere. Yarın sabah mıntıka temizliği yapılır, toplanır!” Mantık böyle ilerliyor. Ben bunu değiştirmek istedim. Ama komutanlara baktığın zaman, onlar da çay içiyorlar bardağı atıyorlar, sigara içiyorlar, izmariti atıyorlar. Bu yüzden, “Önce kendi çevremden başlayayım” dedim. Bir arkadaşım sigarasını içtikten sonra izmariti yere attı. Onu herkesin önünde uyardım, “Nereye atacağım ki, atacak yer yok!” dedi. “Madem yok, o izmariti al, cebine koy.” “Olur mu öyle şey?” dedi. “O zaman ben yaparım” dedim. Gittim, onun attığı izmariti aldım ve cebime koydum. “Kesinlikle kendi izmaritimi sana taşıtmam!” dedi, yerden aldı. Böyle böyle bir algı oluştu. Okuma öğrettiğim insanlar da oldu. O altı ay hiç de kâbus gibi geçmedi. Birkaç insana faydam olduysa ne mutlu bana.

SEVGİLİM ASKERDE BENİ ZİYARETE GELDİĞİNDE…
Siz tek miydiniz? Sizin gibi başka gay’ler de var mıydı?
Olmaz mı? Hatta şöyle bir hikâyem var. Sevgilim beni ziyarete geldi. Nizamiye’nin önündeki duvarın üstünde sohbet ediyoruz. Bir şeyler getirmiş onları yiyoruz. Bizim tam yanımızda, iki erkek var, onlar da aynen bizimki gibi sohbet ediyor. Biri asker, tanıyorum içeriden. Yandan yandan bakıp, “Allah Allah acaba bunlar da gay mi diyoruz?” Kimsenin alnında yazmıyor çünkü, herkesin feminen olması da gerekmiyor. Neyse biz nizamiyeye döndük, sevgililerimizse dönüş yolunda birbirleriyle sohbet etmişler. Sevgilim telefon etti, “Evet, bir gay asker arkadaşın daha oldu!” dedi.

Senin yaşadıklarından çıkardığın ders ne? Askerlikte en çok ne öğrendin?

Egolardan Lego yapmayı öğrendim! “Yok efendim, fakülte birincisi olarak mezun oldum, TÜBİTAK bursuyla İngiltere’de okudum. Şu seviyedeyim, bu seviyedeyim. Nasıl olur da bana lise mezunu bir komutan, çöpleri topla, tuvaleti temizle diyebilir?” Yapsaydım yanmıştım. Ben orada sadece bir er olarak bulunuyordum. “Bütün askerler ne yapıyorsa benim de onu yapmam lazım!” diye düşündüm. Ve askerliği sorunsuz bitirdim.

Travesti öyküye şok karar

Geçtiğimiz senelerde hayatını kaybeden fuhuş çetesinin patroniçesi travesti olarak sayılan Matild Manukyan vakasına bir olayla daha karşıya karşıyayız. Manukyan vergi rekortmeni olup fuhuş işinden milyonları götürmüştü. Manukyan gibi fuhuş çetesinin başı olarak görülen Öykü Evren Özen fuhuş çetesi kurmaktan 37 yıl hapis suçu almıştı. Fakat Öykü Evre Özen hapis yatmamak için pılıyı pırtıyı toplayıp yurt dışına kaçtı. Türkiye’de Manukyan vakasına benzer bir olay daha gerçekleşti. Manukyan gibi fuhuş çetesine sahip olan Öykü Evren Özen için senelerce hapis istendi fakat hapise girmemek için köşe bucak kaçan Öykü Evren Özen yurtdışına kaçtı. BURSA’daki Gökkuşağı Derneği Başkanı olan transseksüel Öykü Evren Özen, sosyal medyadaki hesabından, çarptırıldığı hapis cezası nedeniyle hapse girmemek için yurt dışına kaçtığını açıkladı.Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla haklarında açılan davada 35 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Gökkuşağı Derneği Başkanı transseksüel Öykü Evren Özen Brezilya’ya sığındı.Yargıtay’dan transseksüel Öykü Özen hakkında şok karar çıktı. 35 yıllık hapis cezası alan Öykü Özen, Bursa’da kadın olmak için bankadan kredi çekti. Banka , Öykü Özen’e dava açtı. Yargıtay’da Öykü’yü suçlu buldu ve 35 yıl hapis cezasına çarptırdı.
BURSA’daki Gökkuşağı Derneği Başkanı olan travesti Öykü Evren Özen, sosyal medyadaki hesabından, çarptırıldığı hapis cezası nedeniyle hapse girmemek için yurt dışına kaçtığını açıkladı.Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla haklarında açılan davada 35 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Gökkuşağı Derneği Başkanı transseksüel Öykü Evren Özen Brezilya’ya sığındı.Yargıtay’dan transseksüel Öykü Özen hakkında şok karar çıktı. 35 yıllık hapis cezası alan Öykü Özen, Bursa’da kadın olmak için bankadan kredi çekti. Banka , Öykü Özen’e dava açtı. Yargıtay’da Öykü’yü suçlu buldu ve 35 yıl hapis cezasına travesti çarptırdı.
Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla aldığı 31 yıl 8 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onanan transseksüel Öykü Özen, Türkiye’yi terk ederek Rio’ya yerleşti. Müvekkilinin adil yargılanmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiklerini ifade eden avukat Nalan Bener, “Sorgulama aşamasında savunmamız kısıtlandığı için AİHM’ye müracaatımız da yerinde bulundu. Adaletin yerini bulacağına inanıyorum” dedi.
Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla İl Emniyet Müdürlüğü Ahlak Bürosu ekiplerinin ’Sonbahar’ adıyla düzenlediği operasyonun ardından İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek ve fuhuş için yer temin etmek” suçlarından 3 bin 180 yıla kadar hapisleri istenen, kapatılan Gökkuşağı Geyleri ve Travestileri Koruma Derneği’nin başkanı Öykü Evren Özen ile eski eşi M.Ö., 31 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Diğer sanıklardan R.K., V.K., H.Ç. A.E. Z.T., M.T., F.Y. ve H.A. ise “kurulan bu örgüte üye oldukları” gerekçesiyle 2’şer yıl 6’şar ay hapis cezası travesti aldı. Ayrıca sanıklardan F.Y., M.T., H.Ç., V.K., A.E., R.K. ve H.A.’ya ise, “fuhşa teşvik etmeden ev tutmak ve para toplamak suretiyle buna yardımcı olmak” suçundan 3’er yıl 9’ar ay hapis cezası verildi.
Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla aldığı 31 yıl 8 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onanan transseksüel Öykü Özen, Türkiye’yi terk ederek Rio’ya yerleşti. Müvekkilinin adil yargılanmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiklerini ifade eden avukat Nalan Bener, “Sorgulama aşamasında savunmamız kısıtlandığı için AİHM’ye müracaatımız da yerinde bulundu. Adaletin yerini bulacağına inanıyorum” dedi.
Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla İl Emniyet Müdürlüğü Ahlak Bürosu ekiplerinin ’Sonbahar’ adıyla düzenlediği operasyonun ardından İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek ve fuhuş için yer temin etmek” suçlarından 3 bin 180 yıla kadar hapisleri istenen, kapatılan Gökkuşağı Geyleri ve Travestileri Koruma Derneği’nin başkanı Öykü Evren Özen ile eski eşi M.Ö., 31 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Diğer sanıklardan R.K., V.K., H.Ç. A.E. Z.T., M.T., F.Y. ve H.A. ise “kurulan bu örgüte üye oldukları” gerekçesiyle 2’şer yıl 6’şar ay hapis cezası aldı. Ayrıca sanıklardan F.Y., M.T., H.Ç., V.K., A.E., R.K. ve H.A.’ya ise, “fuhşa teşvik etmeden ev tutmak ve para toplamak suretiyle buna yardımcı olmak” suçundan 3’er yıl 9’ar ay hapis cezası verildi.
YARGITAY MAHKEME KARARINI ONAYINCA
Bursa’da fuhuş çetesi kurdukları iddiasıyla aldığı 31 yıl 8 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onanan travesti Öykü Özen, Türkiye’yi terk ederek Rio’ya yerleşti.
Türkiye’yi terk edip Brezilya’ya yerleşen travesti Özen, kararın kesinleşmesini sosyal paylaşım sitesinde yazdığı bir mesajla duyurdu. Yaşadığı yeri Rio de Janeiro olarak değiştiren Özen, “Sonunda ülkemi terk etmek zorunda kaldım. 4 bin 770 yılla ceza alıp yargılanmama sebep oldu bu hak ve özgürlük mücadelem ve mahkeme sonunda 35 yıl ceza almama karar verdi ve onaylandı. Seçim yapmam gerekiyordu. Ya bu ülkeden gidecektim ya da tutuklanıp hak arayacaktım. Ne yazık ki ülkemde artık adalet kalmadığı için tekrar dönmek üzere ülkemi terk ediyorum ama her şeye rağmen özgürlük ve hak mücadelem devam edecek. Fuhuş için çıkar amaçlı örgüt kurmakla suçlayıp 35 yıl ceza veren bu devlet. Ne yazık ki genelevleri çalıştıran ve bu ülkede en çok bu işi layıkıyla sen yaptırdın diye Manukyan’ı vergi rekortmeni diye kutlayan bu ülkenin cumhurbaşkanı. Ve aynı zamanda başta şehrim Bursa’nın her yerinde, masaj salonlarında mutlu son varken ve çay ocakları konsomatrisi tanımışken ben bunu yaşadım. Travesti ve transseksüelleri fuhuşa iten de bu toplum ve bu devlet. Bu ülke insanlara hayatta durma şansı vermiyor. Adaletin olduğu bir Türkiye, insan haklarının ve ayrımcılığın olmadığı bir Türkiye diliyorum” şeklinde bir mesaj yayınladı.
Transseksüel Öykü Özen, ilk olarak 2007 yılındaki genel seçimlerde bağımsız aday, 2011 yılında ise CHP’den milletvekili adayı oldu. 30 Mart’taki mahalli seçimler öncesi CHP’de meclis üyesi adaylarının belirlenmesi için temayül yoklamasına giren Özen, 20’nci sıradan seçime girmişti. Türkiye’nin ilk şiddet butonunu alan Özen, kocasıyla da geçtiğimiz yıllarda boşanmıştı.
Müvekkilinin yurt dışına hakkındaki cezası kesinleşmeden önce çıktığını kaydeden avukat Nalan Bener, “Müvekkilim Öykü Özen, kapatılan Özel Yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Hakkında verilen 31 yıl 8 aylık hapis cezası, Yargıtay tarafından geçen hafta onandı. AİHM’ye başvuru yolu 2 yıllığına durdurulmuştu. Biz de bunun üzerine iç hukuk yollarımız tükendiği için Anayasa Mahkemesi’ne ferdi başvuruda bulunduk. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettik. Müvekkilimizin adil bir şekilde yargılanmadığını düşünüyoruz” dedi.

Hazırlık soruşturması yapılırken müvekkil ve diğer şüphelilerin cinsel kimlikleri sebebiyle bir tür linç edildiğini ileri süren Bener, “Bulaşıcı hastalık yayan pislik insanlarmış gibi gösterildi. Soruşturma aşamasında dosyada kısıtlama kararı vardı. Biz avukat olmamıza rağmen bilgileri medyadan aldık. Ve AİHM içtihatlarına göre gözaltına alınan şüphelilerin savunmadan kısıtlanmaması gerekirdi. Bütün itirazlarımıza rağmen savunma hakkımız kısıtlandı. Bununla ilgili AİHM’ye başvuruda travesti bulundum. Esas aldı. Adil yargılanmadığı, ayrıca özgürlük ve güvenlik hakkı zedelendiği için davayı kazanacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Müvekkilinin Türkiye’de görüldüğü yerde tutuklanacağını fakat şu an Rio’da olduğunun hatırlatılması üzerine Bener şunları söyledi:
“Kırmızı bültenle arama çıkarsa tabii ki orada yakalanır ama benim düşünceme göre Brezilya’nın suçluların iadesine ilişkin Türkiye ile imzaladığı bir sözleşme yoksa o zaman iade edilemez. Karşılıklı sözleşme olması gerekir.”
Fuhuş için çıkar amaçlı örgüt kurmak ve zorla fuhuş yaptırmak suçlamasıyla yargılandığı davada çarptırıldığı 35 yıl hapis cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine ortalıkta görünmeyen Öykü Evren Özen, sosyal medyadaki Rio de Janeiro’dan yer bildirimi yaptığı mesajında, özetle şöyle dedi:

“Seçim yapmam gerekiyordu. Ya bu ülkeden gidecektim ya da tutuklanıp hak arayacaktım. Ne yazı ki ülkemde artık adalet kalmadığı için tekrar dönmek üzere ülkemi terk ediyorum. Travesti ve transseksüelleri fuhşa iten de bu toplum ve bu devlet. Bu ülke insanlara hayatta durma şansı vermiyor. Adaletin olduğu bir Türkiye,insan haklarının ve ayrımcılığın olmadığı bir Türkiye diliyorum” dedi.

Bursa’da kurulan Gökkuşağı Derneği’nin Başkanı Öykü Evren Özen, yeşil kart ile gerçekleştiremediği cinsiyet değişikliğini, bankadan çektiği kredi ile gerçekleştirip pembe nüfus kağıdı aldı. 2007 yılında düğün yaparak sevgilisi Mehmet Özen ile evlendi. Kurduğu çete ile travesti ve transseksüellere zorla fuhuş yaptırdığı iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen Öykü Evden Özen, 30 Mart seçimlerinde CHP Bursa merkez Osmangazi İlçesi Belediye Meclisi Üyeliğine aday oldu ancak seçilemedi.
MATİLD MANUKYAN KİMDİR ?
1914 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbullu aristokrat bir ermeni ailesinin kızı. Notre Dame de Sion’u bitirdi. İş hayatına, sosyete terziliği ile başladı. Eşinin ölümünün ardından, oğluyla tek başına kaldı. Açtığı atölyede kıyafet dikerek para kazandı. Karaköy’de babasına ait binaları, genelev işletmecilerine kiraya verdi. Buradan alacağını ödemeyen bir kiracısı vasıtasıyla, geneleve ortak oldu. Önce ev sahipliği ile bu işe başladı. Yıllar içinde işlettiği genelev sayısı 14′ü buldu.

Genelevlerden kazandığı paralarla çok sayıda gayrimenkul aldı. Üstüste vergi rekortmeni seçildi. Resmi görevlilerden, vergi rekortmenliği plaketleri aldı. M&M adını verdiği özel müzede başarılarını sergiledi. 17 Şubat 2001 tarihinde İstanbul’da öldü.

21 Şubat 2001 tarihinde, Beyoğlu’nda bulunan Üçhoron Kilisesi’nde düzenlenen törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine Manukyan’ın Amerika’da yaşayan oğlu Kerobe Çilingir, kardeşi Ferdinand Manukyan, torunları, Dora- Sezer, Mayk- Natali, İlda- Alen çiftlerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Geniş Bilgi

Küçük yaşta kızları çalıştırdığı iddiasıyla bir ara gözaltına alındı, daha sonra travesti serbest bırakıldı. Yüksek düzeyde vergi verdiği gerekçesiyle vergi şampiyonu ilan edildi. Gazeteci yazar Mehmet Şevket Eygi, Manukyan’ın gözaltına alınıp sonra da serbest bırakılmasını şöyle eleştiriyordu; “Yaşı küçük ve kaçak fahişe çalıştıran, ruhsatsız evler işleten Madam’ın gözaltına alınmasıyla serbest bırakılması arasında fazla bir vakit geçmedi. Madam, tutuklanma talebiyle Şişli Adliyesi’ne sevkedildi. Kirada oturan Şişli Adliyesi’nin ev sahibi kimdi biliyor
musunuz? Madam Manukyan tabii… Kira ödeme günü de Madam’ın adliyeye getiriliş tarihine tesadüf etmişti. Aman ne tesadüf, aman ne tevafuk! Gelmişken kirayı da alıverseydi bari. Ev sahibesi madamın dosyası incelendi, tutuklanmayı gerektirecek bir husus bulunamadı ve icabı düşünüldü. Madam serbestsiniz! Vive la liberte! Binasının sahibi bulunduğu Adliyeye polis arabasıyla getirilen Madam, oradan acaba Rolls Royce limuzini ile mi dönmüştür? Bu hususu öğrenemedim. Madam gerçekten ayıp etmiştir, vesikasız fahişe çalıştırmakla. Genelevlerde çalışan fahişelere verilen bu resmi vesikalar birer özgürlük bildirgesidir, temininde ihmal edilmemesi gerekirdi. Düzenin antentli travesti kağıdı
altında resmi mühür olan bu vesikada özetle ne yazıyor; TC vatandaşı bu kadının, yasalara uygun olarak vücudunu para ile satması uygun görülmüştür. Madam böyle bir berata sahip olmayan sermayeleri nasıl çalıştırabilir? Anayasaya aykırı olmaz mı bu? Madam’ın başka bir marifetini de gazetelerde okudunuz mu? Romanyalı yaşı küçük bir kız İstanbul’daki müftülüklerden birine gitmiş, ben Müslüman olacağım demiş, müftü efendide gereken töreni ve muameleyi yapmış, bir de Kur’an-ı kerim hediye etmiş. İki gün sonra Madam’ın evleri basıldığında, bu taze muhtedi de sermaye olarak yakalanmış mı? Pes doğrusu! Şu Madam yaman kadın. Hıristiyan olarak çalıştırtmıyor, önce Müslüman ediyor sonra satışa çıkartıyor.Anladınız mı bunun ne manaya geldiğini?

28 Eylül 1995′te koruması Mehmet Urhan’ı hedef alan bir saldırı da ağır şekilde yaralanan Manukyan, olayı şöyle anlatıyor; “O saldırı bana değil, korumam Mehmet Urhan’a karşı düzenlenmiş bir saldırı idi Mehmet benden iş isterken İstanbul Bankası’nda Özer Çiller’in kuryeliğini yaptığını söylemişti. Ama ben Mehmet’in düşmanı olacağını nereden tahmin edeyim. Yaralandıktan sonra beni acilen Şişli Etfal’e kaldırmışlar. Orada ilk müdahaleden sonra Florance Nightingale Hastanesi’ne kaldırıldım. Burada sol bacağımdan 7 kez ameliyat edildim. Şu anda bacağıma bir alet taktılar. Kemikler tekrar eski hale gelsin diye.”

Manukyan, gayrimenkulleri hakkında kendisine sorulan bir soruya da, Yalova Gazipaşa caddesi üzerinde 200′e yakın daire, 1993 yılında da Antalya ve Alanya’da 5 yıldızlı Bilion ve Elegans otellerini aldığını, Almanya’da ise 100 yataklı bir otel yaptırdığına dair cevap veriyordu. Gazeteci Okhan Şentürk’e, bu otel için 1 milyon dolarlık yatırım yaptığını belirtti. Manukyan, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde yaptırdığı fabrikanın tekstil, ambalaj ve emaye olmak üzere üç ayrı iş kolunda ihracat yapacağını travesti söylüyor.

Manukyan, Kıbrıs ve İstanbul’daki bazı yatırımları hakkında da şu bilgileri veriyor; “Feriköy’de yeni bir iş hanı yaptırıyorum. Avcılar’da da işhanı ve daire inşaatlarım sürüyor. Bunlar bir yıl içinde biter. Ayrıca, Şişli Adliyesi’nin altındaki dükkanlarımı kuyumcular çarşısına dönüştürmeyi planlıyorum. Kıbrıs’a gelince, Polat Holding’in Girne’de yaptırdığı villalardan 10′u bana ait. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile yakın dostluğum var. Her yılbaşında herkesten önce ondan tebrik kartı gelir. Kendisi sağolsun hastalığımda sürekli beni aradı. Yakınen ilgilendi.”Manukyan’ın iflastan kurtardığı üç iş adamı, Çin’de yaptırdıkları Manukyan’ın heykelini ünlü işkadınının evinin bahçesine dikti. Manukyan, bu konuda, iş adamlarının travesti ismini vermeyerek ibadet ve ticarette gizliliğin esas olduğunu belirtti. Manukyan’ın son mal varlığı şöyle; Yalova’da 200 daire, İstanbul’da 500 daire, 70 işhanı, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde bin dönüm arazi üzerine kurulu tekstil, ambalaj ve emaye fabrikası, Bir adet Rolls Royce marka otomobil, 4 adet son model BMW ve Mercedes marka otomobil, 1993 yılında aldığı Kalamış Yat Limanı’nda demirli 18 metre uzunluğunda Sang Harmony adlı bir yat, Girne’de 10 adet villa, Antalya ve Alanya’da 3 adet 5 yıldızlı otel, Sinema Sanatçısı Sezer Sezin’den 1993 yılında aldığı Büyükada’da bulunan bir köşk, Çeşitli vakıflara bağışladığı 70′in üzerinde daire, değeri trilyonları bulan çok sayıda mücevher ve ziynet eşyası.

Genelev patroniçesi Matild Manukyan, torunu Mark Çilingir’i 3 Mayıs 1999′da Hilton Oteli’nde düzenlenen travesti nikah töreniyle evlendirdi. Manukyan’ın rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı nikah töreninde gelinin şahitliğini Silva Çizmeciyan, damatın şahitliğini ise Sezer Yılmaz yaptı.

Bir travesti, transın gözünden “cezaevi”..

Travesti Zehra, cinayete teşebbüsten yargılanıp hüküm giymiş bir trans. Hapislik macerası, dört yıl kadar önce Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde başladı. Geçtiğimiz Haziran ayında kendi tercihiyle Adana Yumurtalık Açık Cezaevi’ne nakledildi. Zehra, cezasının kalan kısmını tamamlamak için dört yıl daha cezaevinde kalacak. Cezaevi macerasında açık veya örtük olarak değişik ayrımcılık biçimleriyle mücadele etmek zorunda kaldığını anlatan Zehra, 20 saatlik izninin ilk anlarını, Pembe Hayat’a ayırdı.Tutuklanman ve cezaevine konman döneminde nasıl bir muameleyle karşılaştın?

2006 yılında yargılanmam başlamıştı. Yaklaşık 6 yıl sonra sonuçlandı, 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası aldım. 2012 ortalarında mahkumiyetim kesinleşince karakola gidip teslim oldum. Sincan Kampüs Cezaevi’ne 25 erkek mahkumun arasında gönderildim. Oradan Kadın Kapalı Cezaevine ayrıldım.

Cezaevinde önce standart bir uygulama olarak mahkum kabul bölümüne alınıyoruz. Çırılçıplak soyulup aranıyoruz. Bu aşamada kötü muamele görmek de aynı standardın bir parçası. Geçici olarak bir odaya konuluyoruz. Mesai günü değilse, mesai saatine kadar burada tutuluyoruz. Ardından koğuşa alınıyoruz.

Trans bir mahkuma cezaevinde nasıl bir gözle bakılıyor?

Trans birey olarak koğuşta bulunmak çok zor. Hayatlarında daha önce bir kere bile trans bireyle karşılaşmamış insanlarla ilişki kurman gerekiyor. Önce onların gizli aşağılamalarıyla başetmen gerekiyor. Elbette açıkça yapılan bir aşağılama değil bu. Önce mahkeme tarafından suçun dolayısıyla mahkum ediliyorsun, ardından hapislik arkadaşların tarafından yargılanıyorsun. Görevlilerin de nefret dolu bakışlarına hedef oluyorsun. Geçtiğimiz Haziran ayının 19’unda mektuplaştığım bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, Adanra Yumurtalık Kadın Açık Cezaevi’ne nakledilmek talebiyle başvuruda bulundum. Talebim kabul edildi. Yumurtalık’a geldiğim zaman gördüm ki, Sincan’daki koşullarımızdan ben boşuna şikayet ediyormuşum. Burada resmen, yılanların ve akreplerin arasında yaşıyoruz. Daha önce hiç görmediğim böcek türlerine buradaki koğuşta rastladım.

Mahkumların şikayetçi olduğu başlıca konular neler?

Mektup okuma komisyonu bulunmadığından uzun yazılmış mektupların postalanmasına izin verilmiyor. Mektupların kısa yazılması ve zarfların açık bırakılması şartı var.

Yemekler hem kalite hem miktar olarak yetersiz. 140 kadın için yemek çıkarılıyor. 20 kişilik bir koğuşa verilen yemek, dört görevli için ayrılan yemek miktarının dörtte biri kadar. Parası olmayan insanlar aç kalıyor. İzin günlerinde fuhuş yapmaktan başka bir para kazanma yolu da yok. Açık cezaevlerinde yaygın biçimde kadınlar izin günlerini para karşılığı fuhuş yaparak geçiriyor. 20 yaşında tandığım arkadaşlarım var, düzenli bir gelire kavuşabilmek için 70 yaşındaki insanlarla sevgili oluyorlar.

Doluluk gerekçesiyle zaman zaman zorunlu sevk uygulaması oluyor. Bir süre önce 31 kişilik bir listeyi Sivas Açık Cezaevi’ne gönderdiler. Sivas, mahkumlar arasında sürgün yeri sayılıyor. Bir sabah saat 06.00 sularında kaldırıp sayım düzenine soktular. Adı listede yer alanların bedduaları, ağlama sesleri kulağımdan gitmiyor.

Ödenek ayrılmadığı gerekçe gösterilerek çalıştırılmamız karşılığında bize ödenmesi gereken maaş ve ücretler ödenmiyor. Ben her gün saat 07.00 ile 23.00 arasında mutfakta çalışıyorum. Bunun için bana bir karşılık ödenmesi gerekirken, “Ödenek yok” gerekçesiyle emeğimizin karşılığı ödenmiyor.

Görevlilerin tutum ve davranışlarından yoğun şikayetler var. Gardiyanlar, mahkumlarla karşılaştıklarında bir canavara dönüşüyorlar. Hüküm altında olmamız, her türlü aşağılamaya müstehak olduğumuz anlamına geliyor.

Zorunlu ihtiyaç maddelerinin kantinde bulundurulmaması bir başka ortak şikayet konusu.

Mahkumlar bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor?

Cezaevleri başka hiç bir yerde rastlayamayacağınız bazı para kazanma fırsatlarının keşfedildiği mekanlar. Kantinde kadın ped’i bulundurmazsanız, bunları dört beş katı fahiş fiyatlarla dışarıdan temin etmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu ekonomik fırsatlar, dışarıdan temin etme aşamasında devreye giriyor. Cezaevi yönetiminin izniyle bir seyyar satıcı geliyor, bu zorunlu tüketim maddelerini, düşük kalite, yüksek fiyat tarifesiyle size satıyor.

Herhangi bir kurumda temizlik görevlisi istihdam ettiğinizde asgari ücretin altında bir ücret ödemezsiniz. Oysa cezaevinde aynı hizmeti, ayda 105 lira ödeyerek satın alabiliyorsunuz. Üstelik haftanın yedi günü 10-11 saat çalıştırmak koşuluyla. Ankara Kadın Kapalı Cezaevi’nde bir mantı atölyesi var. Burada çalıştırılan mahkumlardan günde en az 10 kg mantı üretmeleri isteniyor. 10 kg.’lık kotayı gerçekleştirebilenlere, ayda 150 lira ödeniyor. Beğendik gibi büyük markaların marketlerde raflara koyduğu mantılar bu yolla imal ediliyor. Kotalarını tutturamayan mahkumların ücretlerinden kesinti yapılıyor.

Tanımadığı biriyle öpüşecek 20 travesti kişi aranıyor

Katılımcıların tanımadıkları travesti kişilerle öpüştüğü İlk Öpücük (First Kiss) videosunun bir benzeri Türkiye’de çekilecek. Son başvuru tarihi 16 Ağustos.Daha önce tanımadığınız biriyle öpüşmeye ne dersiniz? Peki ya bu öpüşme sürecinin kayda alınmasına?

Katılımcıların daha önce tanımadıkları kişilerle öpüştüğü İlk Öpücük (First Kiss) videosunun bir benzeri Türkiye’de çekilecek.

Yönetmen ve senarist Tatia Pilieva’nın Mart ayında yayınladığı “First Kiss” videosunu şimdiye kadar 90 milyona yakın kişi izledi.

İlk Öpücük’te birbirini tanımayan genç yaşlı, farklı ırklardan ve cinsel yönelimlerden kişilerin birbiri ile öpüşmelerini, tedirginliklerini ve sevinçlerini izliyoruz. İnsanların ilk yakınlaşma anları kaydediliyor.

Şimdi proje Türkiye’de de gerçekleştirilecek. Ama Pilieva tarafından değil. İstanbul’da 31 Ağustos’ta, bir günde çekilmesi planlanan videoda yer almak isteyenler için son başvuru tarihi 16 Ağustos. info@supersekiz.com adresine mail atmak yeterli.

Muhafazakar Parti’ye travesti ve eşcinsel başkan

Danimarka’da Muhafazakar Parti’nin yeni Genel Başkanı Sören Pape Travetsi, eşcinsel olduğunu açıkladı.Danimarka’da, geçtiğimiz hafta istifa ettiğini açıklayan Muhafazakar Parti Genel Başkanı Lars Berfoed’in yerine genel başkan seçilen Sören Pape, eşcinsel olduğunu açıkladı.

Viborg Belediye Başkanı olan Sören Pape, parti başkanlığı görevine başlar başlamaz, eşcinsel olduğunu halkın kendisinden duyması gerektiğini belirterek “Ben eşcinselim ve eşcinsellik benim bir parçam” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre; eşcinsel olmasının kendi özel hayatı ile ilgili olduğunu belirten 42 yaşındaki politikacı “Eşcinsellik benim özel hayatım ve beni ilgilendirir. Başkalarını ilgilendiren bir durum değil. Ancak genel başkan seçildiğim için basın büromuza çok sayıda soru geldi ben de başkaları yazmadan kendim açıklamak istedim. Gazeteciler akıllı insanlardır, onlar nasıl olsa öğrenmiştir. Onun için kamuoyuna benim açıklama yapmam daha doğru olurdu” dedi.

Muhafazakar Parti yönetimi, 2012 yılında, eşcinsellere evlat edinme hakkı tanıyan yasa mecliste tartışılırken, parti grubunda anlaşma sağlanmadığı için tüm milletvekillerine oylama sırasında kendi kararlarını kendilerinin vermesini istemişti. Sören Pape, kendisinin de evlatlık olduğunu söyledi

BAFRA CEZAEVİN DE GARDİYANLAR TRAVESTİLERİ ÇİLEDEN ÇIKARDI

Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda görev yapan bir infaz koruma memuru, bir grup travestinin gerçekleştirdiği saldırı sırasında bıçaklanarak hastanelik oldu.Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olan travesti U.A ile aynı odada kalan diğer travesti arkadaşları, akşam vardiyası sırasında bahçe kapılarını kontrol etmek için koğuş içine giren infaz koruma memurlarına saldırdı. Olay sırasında, 8 yıldır infaz koruma memuru olarak görev yapan İsa Ovar, hükümlü travesti U.A tarafından bıçakla boyun kısmından yaralandı.

10 DİKİŞ ATILDI
Jandarma ekiplerinin müdahalesiyle olayların büyümesi önlenirken, boynunda 7 santimlik bıçak kesiği oluşan İsa Ovar, Bafra Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Acilen ameliyata alınan İsa Ovar’ın boyun kısmındaki bıçak kesiğine 10 dikiş atıldığı ve hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi.

ŞANSI VARMIŞ
Ameliyatı gerçekleştiren doktorun, “İnfaz koruma memuru İsa Ovar’ın boyun kısmına aldığı bıçak darbesi, şans eseri şah damarının kesilmesine 1-2 santim kala durmuş. Aksi takdirde yaralıyı kurtaramayabilirdik. Ameliyat gayet başarılı geçti, hayati tehlikeyi atlattı” dediği öğrenildi.

Kaynak : Habergazetesi.com